bu sayının meselesi
paradigma değişiyor. bizim alışkanlıklar biraz geriden geliyor. bir süre önce yapay zekâya “bunu nasıl yaparım?” diye soruyor, cevabı okuyup işe kendimiz koyuluyorduk. şimdi bazı işlerde “bunu yap” diyebiliyoruz. bu iki cümle arasındaki fark küçük görünüyor. günün içine yerleştirince büyüyor. bir dosyayı bulmak, içinden gerekli bilgileri çıkarmak, bir tablo hazırlamak, bir görseli düzenlemek… uygun araçlar ve bağlantılar olduğunda, sohbetin sonunda üzerinde çalışabileceğimiz bir sonuç bulunabiliyor. yazıcıdan sonra aynı yaklaşımı kendi işimin araçlarında da denedim. adobe tarafında chatgpt’ye ne istediğimi anlatıp düzenlemeyi ona yaptırdım. photoshop’ta görsel düzenleme, premiere’de video düzenleme gibi işler için yıllardır öğrendiğimiz komutları düşünün. bu işlemlerin bir bölümünü artık istediğimiz sonucu tarif ederek asistana yaptırabiliyoruz. yapabilecekleri, erişebildiği araçlarla sınırlı; yine de yıllardır alıştığım çalışma biçiminden oldukça farklı. autodesk fusion’da da bağlantıyı kurduktan sonra tasarımı tarif ederek modelleme yaptırmayı denedim. fusion’daki deneme beni 1990’a götürdü. üniversitedeydim ve autocad öğrenmeye çalışıyordum. o günlerden bugüne gelinen nokta beni gerçekten etkiledi: o zaman programın dilini öğrenmeye çalışıyordum; bu kez ne istediğimi anlatarak başladım.bir işle başla
ilk işiniz küçük olsun. sonucu belli olsun. henüz başlamadıysanız, ilk denemede hayatınızı baştan düzenlemeye çalışmayın. gün içinde sizi oyalayan bir iş yeter. mesela cevap bekleyen bir müşteri talebi. denemek için kişisel bilgileri çıkarılmış bir örnek kullanabilirsiniz. yalnızca “buna cevap yaz” demek yerine şöyle başlayın: “bu mesajda müşteri ne istiyor? eksik bilgileri ayrı yaz. elimizde olmayan fiyat veya teslim tarihi uydurmadan, kısa ve sıcak bir cevap taslağı hazırla. gönderme; önce ben okuyacağım.” sonra taslağa müşteri gözüyle bakın. sorusu cevaplanmış mı? gereksiz bir söz verilmiş mi? siz böyle konuşur muydunuz? ilk sonuç tam oturmazsa düzeltmeyi de tarif edebilirsiniz: “giriş fazla resmî olmuş. kısalt. teslim tarihi belli değil; bunu daha açık söyle.” bu haftanın denemesi bu olsun: tek bir iş seçin, bir taslak alın, bir kez düzeltin. ardından kendinize sorun: işim gerçekten kolaylaştı mı?bir adım öteye
her seferinde yeniden tanışmayalım. bir süredir kullanıyorsanız, belki tanıdık bir yere geldiniz: bir gün çok iyi sonuç alıyorsunuz, ertesi gün aynı tadı bulamıyorsunuz. bazen dün verdiğimiz örnek, bugün konuşmanın içinde olmuyor. bazen “kısa olsun” diyoruz ama kısa derken ne kastettiğimizi yalnızca biz biliyoruz. az önceki müşteri cevabını düşünelim. iyi çalışan hâlini bir kenara koymak işe yarar. yanına da üç not: nasıl konuşuyoruz? hangi bilgileri kullanıyoruz? neyi kesinlikle varsaymıyoruz? bir sonraki talepte bu örneği ve notları birlikte verin. her seferinde aynı şeyleri yeniden anlatma ihtiyacı azalıyor. kullandığınız araçta kayıtlı talimat veya proje özelliği varsa orada tutabilirsiniz; yoksa düzenli bir belge de iş görür. sonra işi biraz zorlaştırın: eksik bilgi içeren bir talep seçin. asistan eksikliği fark ediyor mu, yoksa boşluğu kendi mi dolduruyor? cevabı güzel yazmış olması hoşumuza gidebilir. ama müşteriye hiç konuşmadığımız bir teslim tarihi verdiyse, o güzel cümleyi silmemiz gerekir.işin içine yerleştir
sizde çalıştı. peki ekipte nasıl çalışacak? şimdi aynı müşteri talebini bir işletmenin içine taşıyalım. bir kişi iyi cevap hazırlıyor olabilir. fakat ekipte üç kişi farklı fiyat listeleri kullanıyorsa, hızlanan şey biraz da karışıklık olur. bu yüzden şirket tarafında ilk soru bence çok gündelik: “bu işin doğru bilgisi nerede?” ardından diğerleri geliyor. güncel listeyi kim tutuyor? eksik bilgi varsa kime soruluyor? müşterinin bilgileri hangi araca giriyor ve oraya kimler erişebiliyor? müşteriye gitmeden önce cevabı kim görüyor? bunları belirleyince bir akış kurabiliriz: talep gelir, ilgili bilgi bulunur, taslak hazırlanır, sorumlu kişi kontrol eder ve gönderir. ilk denemede bütün şirketi dönüştürmeye gerek yok. tek bir talep türü, belli bir sorumlu ve kısa bir deneme dönemi yeterli bir başlangıç olabilir. sonunda da yalnızca “çok hızlı yazdı” demeyelim. kontrolle birlikte ne kadar zaman harcadık? kaç cevabı düzeltmek gerekti? yanlış bilgi üretildi mi? kullanım maliyeti ne oldu? ekip ertesi gün de bu yöntemle çalışmak istedi mi? asıl kazanç, işin tekrarında belli oluyor.okuma masası
biraz daha kurcalamak isteyenlere farklı yapay zekâ asistanlarının adobe araçlarına nasıl bağlandığını adobe’nin bağlantılar açıklamasından inceleyebilirsiniz. https://helpx.adobe.com/creative-cloud/apps/integration-with-other-apps/adobe-connectors/adobe-connector-overview.html tasarım tarafında autodesk’in fusion MCP yazısı, asistanların fusion’la bağlantı kurarak işlem yapmasının arkasındaki yaklaşımı anlatıyor. https://www.autodesk.com/products/fusion-360/blog/introducing-the-fusion-mcp-opening-fusion-to-ai-powered-workflows/gelecek pazar işi biraz büyütelim
bir müşteri mesajı geliyor: birkaç ürün soruyor, fiyat istiyor, ne zaman teslim edebileceğimizi öğrenmek istiyor. cevabı hazırlamak için ürün dosyasını açıyoruz, fiyat listesini buluyoruz, önceki yazışmaya dönüyoruz. belki bir görsel ekliyor, ardından teklif belgesini hazırlıyoruz. tek bir cevap için kaç farklı yere uğradığımızı çoğu zaman fark etmiyoruz. gelecek sayıda peşine düşmek istediğim soru şu: bir müşteri talebini yapay zekâya verdiğimde, ürün bilgilerini ve fiyat listesini kullanıp işi teklif taslağına kadar taşıyabilir mi? ben nerede devreye gireceğim, hangi adımları ona bırakabileceğim? bir paragraf yazdırmaktan, birkaç adımı olan bir işi devretmeye geçelim. yazıcıyla açtığımız kapıdan biraz daha içeri girelim. sizin aklınızdaki işi de merak ediyorum. bu e-postayı yanıtlayıp anlatın; hangi kısmında vakit kaybettiğinizi de yazın. bazen başlangıç noktası tam orası oluyor. görüşmek üzere, İrfan İrfanOkumaya devam et
| işler değişiyor çocukken ışığı saklardım. şimdi o ışıkta gördüklerimi paylaşmak istiyorum. #001 · Sayıyı oku → |

